
“ Geçen hafta babamın ölümünün birinci senesiydi. Ablam babam tulumba tatlısı seviyor diye pastaneden alıp bütün komşularımıza dağıtmak istedi. Ama annem “ruhuna hayır lokması dökülsün öyle daha çok kişiye ulaşır” dedi. Şu sokağınıza kadar gelen arabalı lokmacılardan biriyle anlaştık. Sokaktan geçenler elden alacak, mahalle komşularımıza ablamla ben büyük tepsilerle servis yapacaktık. Hangi lokmacının daha iyi olduğuna, servisi nasıl yapacağımıza, arabanın sokağın hangi köşesinde durursa daha çok kişiye ulaşabileceğine dair uzun uzun kafa yorduk. Çünkü babam çok titiz, planlı, prensipleri olan biriydi. Memnun etmek gerçekten güçtü ve ne zaman onun istediği bir şey yapmaya kalksak bir aksilik çıkardı. Babam da sinir olurdu. Biz de yumuşatmak için “babacığım, hayat sen plan yaparken başına gelen şeydir” derdik. Buna da sinirlenirdi, “doğru dürüst plan yapın, sarsak sarsak plan yapmayın o zaman” derdi. Her şeyi ince ince düşündük. Sokağımız bir kavşağın devamındaki ince uzun çıkmaz bir sokak. Lokma arabası gelip bizim garaj girişinde duracak, biz de ablamla etraftaki üç apartmana dağıtacağız, gelen geçen de elden alacak. Plan böyle. Saat onda lokma arabası gelip yerleşti, yağ ve şerbet kızmaya başladı ve tam o sırada kocaman bir tur otobüsü bizim çıkmaz sokağımıza girdi. Yanlışlıkla girmiş. Manevra yapıp kavşağa ulaşması için bizim lokma arabasının geri geri gidip dört apartman ilerdeki cebe girmesi gerekiyor. Lokmacı “ben arabayı çalıştırırsam kızgın şerbet ve yağ arabamın içine dökülür temizleyemem” dedi. Turist otobüsü içinde 40 Japon turistle sokağa sıkıştı. En sonunda lokmacıyı ikna ettik “biz yavaş yavaş itelim” dedik. Dört Japon, ablam ve ben lokma arabasını geri geri ittik. Annem o sırada bize camdan “lokmalara bakın yanmasın” diye bağırıyordu. Turist otobüsü çıktı ama arabanın her yeri şerbet ve yağ içinde kaldı. Yeterince sarsıntısız istememişiz. Lokmacı cinnetin eşiğine gelip kapıları yumruklamaya başladı. Ben eve koşup adama soğuk soda getirdim. Bu sefer lokma arabası geri geri itilip sokağın en dibinde kaldığı için bütün bir sokağı ablamla üç kez elimizde tepsilerle o sıcakta yürümek zorunda kaldık. Lokmalar bittiğinde biz de bitmiştik. Lokmacı giderken “seneye sakın beni çağırmayın” dedi. Ben de, “hayat biz plan yaparken başımıza gelen şeydir” dedim, aynı babama dediğim gibi. Ama o da ikna olmadı, “doğru dürüst plan yapsaydınız bunlar olmazdı, nasıl temizlenecek şimdi bu araba” dedi. Sanki babam konuştu.“
Yeditepe’den Portreler/ İstanbul / 2024