AYDINLANMA

“Tanıştığımızda boşanmıştı, önceki karısından bir buçuk yaşında bir kızı vardı. Çocuk babaannesi ve dedesiyle yaşıyordu. Önce onun üzerinden sömürüye başladı. İflas ettim çocuğuma süt, mama bile alamıyorum diye. Aynı evde yaşıyoruz ve o sürekli başı ellerinin arasında oflayıp duruyor. Benim de içim sızlıyor tabii. Ona destek olmayacağım da kime olacağım. Beraber kızını görmeye gidiyorduk. Çocuğun üstü başı, maması, bezi, yaşadığı evin ihtiyaçları ne lazımsa ben alıyordum. Bu arada çok param olduğu için değil, kredi kartıyla yapıyorum çoğunu. Çünkü kirada oturuyorum, işimden kazancım ortalama bir para falan. Sonra bu maddi ihtiyaçlar değişti, annesinin evine icra gelecekti, çok borçları vardı, iş kurmak istiyordu. Beş sene boyunca bu maddi talepler devam etti. Dört beş bankadan boyumu aşan krediler çektim. Hiçbirini havale yaptırmadı hepsini evde elden aldı. Ona para verdiğime dair dekont, makbuz hiçbir belge yok elimde. Bu arada kızını eski karısı uzak bir şehirde yanına aldı. Bu sefer uçakla oraya gidip gelmeye başladık. Otelde kalıyoruz, hafta sonu kızını görüyoruz, ben kızının bütün ihtiyaçlarını karşılıyorum, üst, baş, oyuncak, ne isterse hepsini, sonra evine bırakıyoruz. Yeter ki mutlu olsun.. Tabii bunun maddi külfeti benim maaşımla karşılayabileceğim miktar değil. Bu sefer daha önce kredi çekmediğim bankaları araştırıyorum… En son o kadar yüksek bir faizle kredi çektim ki.. Hepsi huzurlu olalım diye. Son altı, yedi ayda eve eskisi kadar sık gelmemeye başladı. İşte babaannem hasta, annem beni özlemiş, arkadaşlarla iş yeri bakıyoruz. İş kuracağız… Ben de inanıyorum, belki de inanmak istiyorum. Sonra bir gün onun eve gelmediği bir gün kötüyüm, hem maddi hem manevi anlamda kendimi çaresiz hissediyorum diye bir arkadaşımla dışarı çıktık. Akm’nin otoparkına arabayı park ettik. Beyoğlu’nda kafa dağıtacağız. Oto parkın bariyeri kalkıktı, arkadaşım geçti ben de arkasından geliyorum bariyer sanki yayından kopmuş gibi bütün hızıyla kafama indi. O gece Taksim İlkyardım’da müşahede altında kaldım. Ama darbenin kafa bulanıklığı geçtikten sonra aynı Türk filmlerindeki gibi bir aydınlanma yaşadım. Sanki kördüm de aldığım darbeyle birden görmeye başladım. Hastanede yattığım yerde akrabalarının Facebook hesaplarına baktım ve görmem gerekeni gördüm. Halası uğruna her fedakarlığı yaptığım adamın düğün davetiyesini paylaşmış. 14 Ağustos’ta yani bir hafta sonra Dedeman’da düğünü varmış. O anda bir eşikten geçip gerçek dünyaya adım attım. Düğünden yirmi gün sonra Suadiye Cafe Nero’da buluştuk. Onun için çektiğim kredileri önüne koydum, düğün davetiyesini gösterdim, “bana bunları kuruş kuruş ödeyeceksin” dedim. “Hani beni seviyordun niye böyle oldu şimdi, niye ayrılıyorsun durduk yerde” dedi bana. Kulaklarıma inanamadım. “Seni üzmemek için söylemedim, düğünde takılan altınlarla sana olan borcumun bir kısmını kapatacaktım ama hepsini eşimin ailesi aldı maalesef” dedi. Nasıl bir insanla beraber olduğumu o an daha iyi anladım. Böyle bir adama nasıl inandım, nasıl güvenebildim diye kendimi çok hırpaladım sonrasında. Parça parça beş sene içinde bir ev parası harcamışım. İyi bir muhitte üç oda bir salon daire parası. Tabii bir kuruş bile geri ödemedi. En sonunda ya tefecilere ya mafyaya ya da abime gidecektim. Abime gittim ben de. Bütün cesaretimi toplayıp olanı anlattım. O kadar berbat bir durumdayım o kadar ağlıyorum ve mental olarak çökmüş durumdayım ki abim halimi görünce hiç ikiletmedi “ne var ne yok bana tek tek söyle hepsini kapatacağım” dedi. Memleketteki yerlerden bir iki tanesini satıp hepsini kapattı ama ben kendimle olan hesabımı kapatamadım. Hep aklımda o soru var “ben bu tuzağa nasıl düştüm, nasıl inandım?” Yeditepe’den Portreler/ İstanbul/ 2024

WordPress.com ile Oluşturulan Web Sitesi.

Yukarı ↑