
“ İsmim Takuhi. Ermenice’de kraliçe demek. Dört oğlandan sonra doğduğum için babam Takuhi koymuş adımı. Öyleydim de kraliçesiydim evin. Bi dediğim iki olmazdı. Bu ev 100 senelik. Böyle bakımla ayakta tutuyoruz. Dış cephesi, taşları, kapı kolları o zaman neydiyse şimdi de o. Üç katlı İşte böyle sefer tası gibi. En alt kat o zaman dükkan değildi ama, kiracılarımız vardı. Aileler yani. Bir ev gibi olurduk senelerce hepsiyle. Tık tık süpürgenin sopasıyla vururdu Anjel. Kahve koydum demekti o İki tık. Kalmadı şimdi hiçbiri; ne o insanlar, ne o komşuluklar… Şimdi en son tekeldi işte alt kat. Rezil etmiş çıkmış. İçim sızlıyor görünce. Ben bu evde doğdum, burada büyüdüm. Üst kattan orta kata gelin geldim. Babam bana verdi bu orta katı, prensesim, kraliçem ocağımın ortasında otursun, gözümün önünde olsun dedi. 78 yaşındayım. Kalmadı kimse. Abilerim de gitti. Eşim de 5 sene önce…. Bi başıma kaldım. O zamanlar böyle değildi tabii buralar. Kadırga, Kumkapı buralar nezih muhitlerdi. Ben şimdi 10 senedir Kartal’da oturuyorum. Eskisi gibi değil ki buralar ne yapayım. Ama buraya ayda bir geliyorum. Bazen bi rüya görüyorum, hasret doluyorum, atlıyorum Marmaray’a geliyorum. Bu katı, eskisi gibi gelinlik evimmiş gibi tutuyorum. Kiraya falan vermiyorum. Bi duvarı boydan boya futograflar yaptım. Hepsi duvarda. Babam, abilerim, yayam, mamam. Kim geçmişse hayattan.. Geliyorum oturuyorum karşılarında, bazen onlar anlatıyor ben dinliyorum, bazen ben anlatıyorum onlar dinliyor. Yaşlanınca ölüler dirilerden daha yakın oluyor insana. “ İstanbul/ 2021
Yorum bırakın