HAYATIN KENDİSİ

“ Her şey o kadar hızlı gelişti ki hala olan biteni sindirebilmiş değilim. Kız kardeşimi üç ay önce kaybettim. O zaten büyük bir kayıp ama onunla birlikte iyiliğe olan inancımı da kaybettim. Yeliz’in hastalığı çok çabuk ilerledi. Önce bağırsakta başladı ama sonra başka yerlere de sıçradı. On bir ayda her şey olup bitti. Bu süre içinde biriyle tanıştı. En kırılgan zamanlarıydı. Normalde öyle bir insanla bırakın sevgili olmayı normal arkadaş bile olmazdı. Kırk yaşına gelmiş hala anne babasıyla yaşayan, üniversiteyi bile bitirememiş, annesinin sözünden çıkamayan bir tip. Böyle bir insan girdi hayatına. Tesadüfen eczanede karşılaşıyorlar. Annesi eczacı. Kardeşim orada ilaç yazdırırken destek oluyorlar, ilaçları bu getiriyor eve, annesi yemek gönderiyor falan. Hatta çocuğun annesi beni arayıp “ siz çalışıyorsunuz Yeliz’e bakım gerekiyor, ben bize alayım evde kadın da var, Onur da yardımcı olur, sizin yükünüz azalır” dedi. Ben de Allah’ım karşıma ne iyi insanlar çıkarıyorsun dedim. Anne babamız öleli epey oldu, birbirimizden başka kimsemiz yok. Evlerimiz çok yakın ama benim işim yoğun. Her gün gidiyorum, bazen kalıyorum ama her an yanında olamıyorum. Sonuçta Yeliz “rahat edemem başkasının evinde” diyince, Onur kardeşimin yanına taşındı. Bu arada annesi sürekli bütün sürecin içinde. Tedaviyle ilgileniyor, evi temizlettiriyor, eve yemek getiriyor falan. Bu kısmı iyi ama Yeliz sürekli kadından bahsediyor ; “Sevil abla şöyle yapın dedi, Sevil abla söz keselim dedi, Sevil abla birbirinize çok yakışıyorsunuz” dedi vs. Kadın sürekli oğlunu kardeşime doğru itiyor. Belki bu kadar baskı olmasa sonuç ta farklı olabilirdi. Sonuçta Yeliz 37 yaşında, böyle bir durumda olmasa kanacak biri değil. Ben biraz huylanıyorum ama “ne olabilir ki” diyorum. Tabii bu yetiştirmeyle ilgili. Nelere sahip olduğunuzun başkalarının iştahını kabarttığını fark edemiyorsunuz. Sahip olduklarınız size sıradan geliyor. Meğer evin, antikaların, tabloların peşindeymişler. Babam da annem de iyi koleksiyonerlerdi. Kardeşimin vefatından yirmi gün önce evlendiler. Tamamen o kadının planıyla. Ölümünden bir hafta sonra eve uğradığımda her şeyin alınmış olduğunu gördüm. Kardeşim gittikten sonra hiçbir şeyin önemi yok ama bana ondan yadigar bile kalmamış. İmzalı tablolar galerilere gitmiş, şamdanlar, koltuklar, gümüş yemek takımları antikacılara. Tabii evin hissesi de. Ben bir insanın diğeri ölüm döşeğindeyken böyle kumpaslar kurabileceğine inanmazdım. Filmler de görürdüm ama gerçek hayatta olmaz derdim. Daha beteri oluyormuş. Hayatın kendisi daha acımasızmış.” Yeditepe’den Portreler/ İstanbul/ 2024

#yeditepedenportreler #karşılaşmalar #histanbul

Yorum bırakın

WordPress.com ile Oluşturulan Web Sitesi.

Yukarı ↑