ANILAR VE TIRNAKLAR

ANILAR VE TIRNAKLAR
“Pedikür 600, manikür 500 lira diyor kuaför. “Ben sadece tırnak kestireceğim” diyorum, “öyle bir hizmetimiz yok” diyor. Acımasa kalsın, kesilmesin ama ayakkabı giyemiyorum artık. Hanım hayatta olsa bir çaresini bulurdu. On sekiz yaşındaydı evlendiğimizde, ben de yirmi üç. Bir gün birbirimizi kırmadık. Altı sene oldu kaybedeli. Zor, çok zor. Anılarıyla yaşıyorum.. Ben bu kadar uzun yaşamak da istemezdim aslında ama ömürünü insan kendi biçemiyor. Hele onsuz altı sene hiç istemezdim. Her günüm ağlamakla geçiyor. Her yerde fotoğraflarımız…Dile kolay seksen yedi yaş.. Çocuklar bana “yeter artık ağlama baba, anılarınızı ezberledik, biraz da gelecekten bahset” diyorlar. Ne geleceğim olacak benim bu saatten sonra.. Mezarımı mı anlatayım, cenazemi mi anlatayım size. Tabii geçmişi anlatacağım.. İşleri güçleri var ikisinin de benimle uğraşacak vakitleri yok. Bir de ben istemiyorum zaten.. Kadın tutalım diyorlar, o da başka mevzu.. Otuz bin lira aylık, artı izin parası, derdi tasası.. “Bırakın beni kendi halime istemiyorum” dedim. Geçen sene daha iyiydim. Tırnaklarımı zorlansam da kesebiliyordum. Arka sokaktaki BİM’e kadar gidip çok ağır olmayan şeyleri alıyordum ama bu sene üç kere apartman duvarlarına yaslanarak soluklanıyorum. Apartmanda da kimse kalmadı. Herkes bir yerlere yazlığa, tatile falan gitti. On altı dairede sadece dört kişi kaldık apartmanda. Biri zaten genç bir hanım kız, sabah çıkıyor akşam geliyor. En üst katta Sevil hanım var, emekli bankacı. O da mikrop gelecek diye kapı bile açmaz. Her şeyi getir götürlerle yaptırıyor. Kapıya koyuyorlar bu maskeyle açıp poşetleri steril suya batırıyormuş. Geçen gün banyonun ampulü patladı. Ampul değiştirmekte bir şey yok ama nasıl çıkacağım oraya. Belimi düz tutamıyorum, merdivene çıkamıyorum. Oğlanların biri Bozburun’da diğeri Ayvalık’ta aileleriyle tatilde. Elektrikçi çağırsan bir ampule gelmez. Ben de en alt dairenin kapısını çaldım rica ettim. Sağ olsun oğlu hemen taktı. Hadi onu çözdük ama tırnaklar ne olacak? BİM’e ekmek almaya gideceğim ne terlik ne ayakkabı giyebiliyorum. Ben de karşı komşum Nurten hanımın kapısını çaldım. Emekli öğretmen. Olsun olsun yetmiş beştir. Kendi tırnak makasımı da götürdüm ki hani iğrenmesin sonra evdeki makasını kullanmaya diye. “Komşum şu ayak tırnaklarımı kesebilir misiniz çok canımı acıtıyorlar” dedim. Şaşırdı beni tırnak makasıyla kapıda görünce “ Aaa Muhterem Bey ben nasıl keseyim sizin tırnaklarınızı, berbere gidin” dedi. Ben de kuaföre sordum, taa oraya kadar da kan ter içinde yürüdüm. O da işte “o hizmetimiz yok” dedi. Ne yapayım bir tırnak için 600 lira mı vereyim? Acımasa kalsın ama acıyor… Çok uzun oldu bu ömür..” Yeditepe’den Portreler/ İstanbul/ 2024

Yorum bırakın

WordPress.com ile Oluşturulan Web Sitesi.

Yukarı ↑