KIZLARIM

“Hatay depremi beni çok etkiledi. Hiçbir şey konuşmadan, yemeden, içmeden enkaz görüntülerine, yıkılan binalara, yarılmış yollara bakıyordum. Ekran resimlerini büyütüp saatlerce inceliyordum. Büyük bir ruhsal çöküntü içindeydim. O şehirlerde tanıdığım kimse olmamasına rağmen o enkazları en küçük santimetrekaresine kadar incelemekten kendimi alamıyordum. Bu ortak felaket duygusundan daha farklı bir şeydi. Kendi yaşadığım bir şey gibi. En sonunda Hatay’a gittim. Ne aradığımı bilmeden. Oraya gidince de bu korkunç his yakamı bırakmadı. Öyle ki orada her şeyini kaybetmiş insanlar bile ayakta durmaya çalışıyordu ama ben çaresizlik içindeydim. Sürekli ağlayarak geziyordum, her taşın, her göçüğün altına bakmak istiyordum. En sonunda bir arkadaşım geçmiş yaşamlara dair spiritüel bir çalışmadan söz etti. Geçmiş yaşamlarımızdan kalan kayıplar, korkular bu hayatımızda sebebini bulamadığımız travmalar olarak ortaya çıkıyordu Ben de spiritüel bir koç sayesinde geçmiş yaşamlarımdan birine gittim. Onu seçmedim, o hayatım imajinasyon olarak o çalışmada canlandı. Tam tarihini kestiremediğim uzak geçmişte büyük bir savaşın içinde kalmışım kızlarımla. Biri sekiz, diğeri on yaşında. Düşmandan kaçıyoruz. Kadınların, çocukların, bebeklerin, yaşlıların olduğu büyük bir topluluğuz. Yürüyemeyenler hayvanların çektiği ilkel arabalarda. Çok soğuk, her yer buz. Üzerimizde bizi soğuktan koruyacak şeylerin hepsi paçavraya dönmüş. Biraz kalın bir şeyi olanın da üzerindekiler başıboş çeteler tarafından çalınıyor, gasp ediliyor. Hepimiz aç yorgun, çaresiz durumdayız ama hiç durmadan yürüyoruz. Yürümemiz kaçmamız gerekiyor. Başka bir dil konuşuyoruz. Ingilizce’ye benziyor ama fonetiği daha sert, vurguları daha baskın. Bir kalede dinlendiğimiz gece ani baskınla kaldığımız yer ateşe veriliyor. Sonra at kişnemeleri, bağırışlar. Kızlarımı orada kaybediyorum. Mızrakların, gürzlerin, şaha kalkmış atların arasından geçiyoruz, önce ateşe verdikleri binalardan birinin yanan kalası üstümüze düşüyor, çığlık atıyorum. O toz, ateş ve çığlıkların arasında kızlarımı kaybediyorum. Aklını kaybetmiş gibi kaçışan insan selinin içinde sürükleniyorum. Geri dönemiyorum. Artık yoklar…. O kaybettiğim çocuklarımın gölgesi beni hala takip ediyor. Depremdeki görüntülerin tetiklediği de bu yaslı geçmişim. Bunu üç boyutlu bir film izler gibi izledim. Sonrasında tesadüfen bir yerde Brevaheart filmine denk geldim. O tarz filmleri izlemediğim için filmi bilmeme rağmen hiç baştan sona izlememiştim. İlk kez seyrettim. O filmde anlatılan benim kızlarımı kaybettiğim savaşın görüntüleriydi. Orada kopan bir kalasın altında kalarak öldüler. Sonrasında filmi defalarca izledim ama kızlarımdan bir iz bulamadım. Hala içimde bir yerde onların yasını tutuyorum” İİİYeditepedenPPoĞortrelerPortreler/ İstanbul/ 2024

Yorum bırakın

WordPress.com ile Oluşturulan Web Sitesi.

Yukarı ↑