DAĞ BAŞINDA BİR EV

“Sürekli kafamda bunu kuruyorum, böyle kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde bir evim olsun….. Çocuğumu da alıp oraya gideyim. Öyle istiyorum çünkü toplum dışlıyor. Dulsanız zaten dışlanıyorsunuz bir de çocuğunuz engelliyse iki kere dışlanıyorsunuz. Herkes sanki size lanetliymişsiniz gibi davranıyor. Evinizde bile çok zor. Çünkü benim çocuğum sinir krizleri yaşadığı zaman kırıyor, vuruyor, çığlık atıyor. Bazen önceden sezip odasına koyuyorum. Orada sadece yatağı var. Kendine ya da eşyalara zarar veremiyor ama bazen de anlamıyorsunuz. Araba kornası rahatsız edebiliyor, pişen yemeğin kokusu, telefonun, kapının çalışı. Her şey olabiliyor. Bilemiyorsunuz. Her zaman değil ama sık sık oluyor bu krizler. Ben alıştım artık katlanıyorum. Başka çarem yok çünkü ama komşular, yakınlarınız, aileniz herkes rahatsız oluyor. Daha küçükken çok eski arkadaşlarım toplandıkları zaman beni de çağırırlardı, “Bartu’nun durumu biliyorsunuz gelemem” diyordum. Yok “illa gel, biz yabancı değiliz, oyalarız” falan filan. Ama öyle olmuyor işte.. Boşandıktan sonra iyice küçüldü çevrem. Artık kimse çağırmıyor. Bilmiyorum belki de hem çocuğum hem ben farklı nedenlerle başkaları için tehlike arz ediyoruzdur. Ben eski eşimin ikinci eşiydim, karısından boşandıktan sonra evlendik. O da başka mesele… o yüzden böyle bir evladım olmuş. Bana çevrenin hissettirdiği bu… Ama ben bitmiş bir evliliğin üzerine geldim. Böyle bir olay yaşayınca çok dayanamadık boşandık. O da belki böyle düşündü, Bartu’nun babası yani ; yuvamı başkası için yıktım başıma bu geldi, ne yapayım hemen uzaklaşayım da başıma daha kötü bir şey gelmesin… Bunu söylemedi ama ben anladım. Ben de uzaklaşmak istiyorum. Dağ başına gideyim orada yaşayalım, kimse bizi görmesin. Kardeşime, anneme gitmeyeli yıllar var. Onlar da gelip yarım saat anca oturuyorlar. Her şey kırık dökük zaten evde. Alsan bile dayanmıyor. Bir yürüyüş güzergahımız var, sabah erken saatlerde eğer sakinse orada yürüyoruz ama orada bile problem olabiliyor. Köpekten korkuyor mesela ya da martı çok alçaktan uçuyor çığlık atmaya başlıyor. Böyle bir hayatımız var. O yüzden artık ben insanlara yakın olmak istemiyorum. Acıyan, ayıplayan gözlerden uzak, kimsenin uğramadığı dağ başında bir yerde yaşamak istiyorum.” Yeditepe’den Portreler/ İstanbul/ 2024

Yorum bırakın

WordPress.com ile Oluşturulan Web Sitesi.

Yukarı ↑