
“Öğretmenlik hayatımda ilk kez eğitim dönemi bu kadar uzun geldi. İlk dönem bir öğrencime ellerini silmek için çantamdan ıslak mendil çıkarıp verdim. Rapido kalem eline akmış. Ertesi gün veli okula geldi, ben çocuğunu harama özendiriyormuşum. Anlamadım önce, sonra mesele anlaşıldı. Islak mendil içkili bir restorana aitmiş, üzerinde adı yazıyormuş. Ben onu çocuğuna vermekle onu da içkiye, harama bulaştıracakmışım bu nasıl öğretmenlikmiş. Şaşkınlıktan dilim tutuldu. Velinin tepkisinden çok aslında öğrencimin mendil zarfını atmayıp eve götürmemesine, üzerindeki adı internette araştırmasına şaşırdım ve üzüldüm. Bu sistem öğrenci değil muhbir yetiştirmeye teşvik ediyor. Öğrenci, kendiyle sizin aranızdaki sosyal farkı korkulacak bir şey olarak algılıyor. Bu olayı atlattık derken kısa süre sonra da başka bir veli tarafından yine şikayet edildim. Anadolu medeniyetlerini anlatırken “dinleri çok tanrılıydı” dedim diye. Müdür Bey’e “hocam ne diyeyim peki?” dedim. “Yumuşak geçelim” dedi. Dedim “o zaman bundan sonra her yere camii yaptırırlardı, namazlarını, oruçlarını aksatmazlardı, zekat verir, hacca giderleri, çok iyi Müslümanlardı diye anlatayım” dedim. “Tabii öyle demek istemedim hocam velilerin hassasiyetlere özen gösterelim” dedi. Ben de “hocam Hititlerin hassasiyetlerinin de bizimkiler kadar kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Koskoca medeniyet sonuçta” dedim. Boynunu büktü “peki siz bilirsiniz” dedi.” Çok acayip bir durum bu, çok umutsuz bir durum” Yeditepe’den Portreler/İstanbul/2024
Yorum bırakın