KUZEYİNDE FAS GÜNEYİNDE SENEGAL



“ Üç dil bilen kız. Hem öyle yarım yamalak da değil ana dili gibi. İngilizce, İtalyanca, Almanca’yı şakır şakır konuşuyor. Kolejler şunlar bunlar.. Dünya para, hayal. Hepsi boşmuş.

Bi süre mütercim tercümanlık bile yaptı. Almanya’da da grafik okudu. Ne için? Ben bunu kendine de soruyorum.” Neye yarıyor elindeki bu hazine?” Cevap yok. Bir adamın kapatması olmak için. Öyle.. Adıyla sanıyla o. Herkes gider yurtdışında kariyer yapar, işe girer, geleceğini kurar.. Bu gitti Moritanyalıya aşık oldu. “Anne ben aşık oldum” Ne yapayım aşık olduysan? Kime ne faydası var. Al gör işte.

Herkes herkese aşık olur ama kafasını önüne alır düşünür. Bu ilk çocuğunu doğurdu daha bir buçuk aylık lohusa, kapısını çalmış kadının biri. Hiç tanımadığı Alman bi kadın. Kadının yanında da yeni yürümeye başlayan bir çocuk. Bu anlamamış önce. Düşün Almanyadasın, Moritanyalı adamdan çocuk yapıyorsun ve daha lohusasın.
“ Bunu” demiş kadın elindeki çocuk için “babasına getirdim, ben bakamıyorum” Çocuğu kapıdan içeri itekleyip gitmiş. Bir buçuk yaşında daha paytak paytak yürüyen sıska, bakımsız bir çocuk. Üstünü başını bile getirmemiş çocuğun. Öyle zibil gibi atmış kızımın önüne. Al işte gör gününü… O Alman kadın akıllı ama, valla akıllı. Benim kızım aptal.

Beni yanına istemedi. Ev küçük biz kendimiz bakıcaz falan. Sonra iki gözü iki çeşme beni arıyor “ anne çabuk gel ben ölmek istiyorum.” İki güne bilet bulup gittim. Sefil bir ev. Berlin’de karanlık, küçük, basık bir yer. Adam zaten ortada yok. Kızım biri memesinde, diğeri yeni yürümeye başlayan yabancı bir çocukla eve tıkılmış. Adamı arıyoruz açmıyor. Neticede bir hafta sonra geldi. “Çocuk benim” dedi. “Bundan sonra ailemiz dört kişi”.
Hadi bakalım kaldır o yükü kaldırabilirsen. Benim aptal kızım kaldırdı ama. Dört sene geçti üstünden. Hala akıllanmadı. İkinciyi de doğurdu o adama üç ay önce. Adam başka kadınlardan iki çocuk daha yaptı. Bu da yüz yirmi kilo oldu stresten. Eve adamın erkek kuzeni gelince başını kapayıp uzun etek giyiyor. Adam günah diyormuş. Ondan bundan çocuk peydahla günah değil, ama saç günah, kol, ayak günah. Saçmalık.

Bırak gel Türkiye’ye. Al çocuklarını gel. “Yok bulur beni, çocuklarımı alır elimden, Moritanya’ya kaçırır” şu bu. Yalan. Kurban olmayı sızlanmayı seviyor. Benim anladığım bu. Adam doğru dürüst eve gelmiyor. Başka bir kadınla yaşıyor, bu da evde çocuk bakıyor.. Bir görsen acırsın. Kendine güveni bitmiş, ezik bir kadın olmuş. Benim o pırlanta gibi, dik duran kızım gitmiş yerine başkası gelmiş…. Haritada Moritanya’nın yerini bilmezdim şimdi kızım sayesinde öğrendim. Afrika’da. Kuzeyinde Fas, güneyinde Senegal’le Mali var. Almanya neresi Moritanya neresi, Türkiye neresi.
Almanya’da okuyup bir Almanla hadi o olmadı Türk’le evlenirsin di mi? Ama bu gitti Moritanyalı buldu. İmkansızı başardı.
Öyle işte evladın da olsa, canından bir parça da olsa kimseyi o istemedikçe düze çıkartamıyorsun. Bıraktım ipin ucunu. Eskiden saatlerce yalvarıyordum dön gel, ben arkandayım, ev var çok şükür yetecek paramız var. Kurarız bir düzen. “Yok yok, şimdi olmaz, sonra olmaz, çocuklar büyüsün” bilmem ne. Hepsi bahane hepsi. Şimdi katıla katıla ağlıyor telefonda, ben de sadece “geçer kızım üzülme” diyorum. Ne diyeyim başka?… Çünkü her şeyi söyledim önceleri işe yaramadı. Az evvel ağladı, sızlandı sonra kapadı. Eskiden telefonu kapatınca ben de ağlardım, şimdi denize baka baka simit yiyorum” İstanbul/ 2024/ Yeditepeden Portreler/

Yorum bırakın

WordPress.com ile Oluşturulan Web Sitesi.

Yukarı ↑