İLK UTANÇ

“İnsan tek bir anıdan ibaret. Utandığını ilk hatırladığı andan. Bütün ömrümüz o utanç anı neyse, neredeyse, işte onu unutmaya ve unutturmaya çalışarak geçiyor. Aslında o anın şahitleri için yaşıyoruz bi bakıma. Ya o kötü anıyı silmek, bi daha öyle zavallı olmamak için aşırı efor sarfediyoruz, ya da onu hepten unutturacak başka utançların peşinde koşuyoruz. Ben bunu başka insanlarda da gözlemledim, kendimde de. Ben şu aralar büyük bir yolculuk yapıyorum, kendi içime doğru. Ünide arkeoloji okuyordum ikinin ilk döneminde bıraktım. Aslında çok hevesle girdim bölüme. Eski uygarlıklar, kazılar, binlerce yılın insan hikayeleri falan. Ama sonra kendini kazmadan insanın hiçbir şeyi öğrenemeyeceği gördüm. Şimdiki kazı alanım kendi içim. Bütün günüm neredeyse böyle geçiyor. Benim ilkokul yıllarımda, 70’li yılların sonları, okullarda dayak, ceza falan vardı hala. İşte benim hatırladığım ilk utancım o zamandan. Doğru düzgün ödev yapmazdım ben. Hele ilkokulda birinci sınıfta hiç. Annem öğretmendi, beni okutmuyordu ama yine de ona güveniyordum herhalde. Beni başka bi arkadaşının sınıfına vermişti. Öğretmenim bana ödevimi yapmadığım için ceza verdi. “Ders bitene kadar sınıfın köşesinde ayakta dur” dedi. Çok utandığım için ya da heyecandan, belki korkudan bilmiyorum, bi süre sonra durduğum yerde tuvaletimi yapmaya başladım. Tutamadım. Öyle bacaklarımdan çiş gibi akmaya başladı. Aslında otururken hiç tuvaletim yoktu, bunu hatırlıyorum. Çünkü söylerdik sınıfta hepimiz “tuvaletim geldi” diye. Hiç kızmazdı, hepimize izin verirdi öğretmenimiz. Ayağımda kısa, beyaz, konçları mavi çizgili çoraplarım vardı. Bacaklarımdan süzülüp konçların etrafında birikti hep. Yaz başıydı. Önce kimse görmesin diye önlüğümün cebindeki mendille silmeye çalıştım ama her yere bulaştı. İshal olmuşum gibi, çok kötü bir koku sonra. Aslında hasta falan değildim onu hatırlıyorum. Öğretmen önce farketmedi. İlk gören ön sırada oturan dişleri ayrık bi çocuk vardı, babası doktordu, sınıfın en çalışkanıydı. Göz göze geldiğimizi hatırlıyorum, hiç sesini çıkarmadan kakalarımın bacaklarımdan akışını, onları silmeye çalışmamı izledi. Belki 1 dakika sürmüştür ama bence o çocuk beni o andan beri seyrediyor. Ben öyle hissediyorum. Hep gözleri bacaklarımdan süzülen kakalarımda, gözlerimden akan yaşlarda. 48 yaşındayım işte üzerinden 41 yıl geçmiş ama utancı hala üzerimde. Ben bütün hayatımı bu utanca karşı gardımı alarak yaşadım. Herkes de öyledir bence.” İstanbul/ 2020

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑